1. HABERLER

  2. YAŞAM

  3. son nefesini veriyor!
son nefesini veriyor!

son nefesini veriyor!

son nefesini veriyor!

A+A-

Su seviyesi 4 metreye kadar düşen Bafa Gölü’nde aşırı kirlilikle birlikte artan su bitkileri, gölün bataklığa dönüşmesine neden oldu.

Büyük Menderes’in denize döküldüğü kesimin alüvyonla kaplanmasıyla 2 - 3 bin yıl önce oluşan Bafa Gölü, kendine özgü su özellikleri olan doğal bir göl. Denizden 10 metre yükseklikteki gölün temel su kaynakları. Beş Parmak Dağları’ndan gelen yer altı ve yer üstü suları ile Büyük Menderes Nehrinin suları. Göl 1978’de kamulaştırıldı. 1980 öncesi su kalitesi düzenli takip edilen gölde, su seviyesi 12 metrenin üzerindeydi. Gölün bugünkü su seviyesi ise 4 metre. Aşırı kirlilikle artan su bitkileri, gölün bataklığa dönmesine neden oldu.

‘Giderek bozuluyor’

Gölün kuruması ve kirlenmesinin en önemli nedenleri iyi yönetilememesi ve Çine Barajı’nın yapılması olduğunu söyleyen Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Bilim Danışmanı Yrd. Doç. Dr. Erol Kesici şunları söyledi: “Son 15 yıldır yaz aylarında meydana gelen ekolojik bozulmalar sonucunda gölün rengi yeşile döndü.

Bafa Gölü’nün bu kirliliği bilhassa yaz aylarında gölün bezelye çorbası kıvamına gelmesine neden oluyor. Bafa Gölü’nün doğal ekolojik dengesindeki kayıplar, göl havzasında canlı türlerinin farklılaşması, göl çevresinde daha önceleri var olmayan veya çok az bulunan gün sineklerinin popülasyonlarının artmasına neden oldu. Gölde aşırı oranda çoğalan gün sinekleri, turizmi ve hayatı olumsuz yönde etkiliyor.

bafa_golu_son_nefesini_veriyor_1501906404_0344.jpg

Bafa Gölü’nde balık ve kuş ölümlerine neden olan bakteriler gölde yaşayan canlıların dışında insanları da tehdit ediyor. Gölün kurtarılması için acil eylemler açıklandı. Ancak hiçbir çalışma yapılmıyor. Göl gün geçtikçe daha kötü bir hal alıyor. Bafa’ya inceleme için gittiğimde tanıştığım balıkçı Mehmet amcanın ‘20 yıl önce bu gölün suyunu çay yapardık. Şimdi yanından geçemiyoruz’ sözleri ilgi çekici olmasının yanında çok da üzücü” diyor.

İnek yerine keçi 

Burdur’da kurduğu çiftlikle bölgeye önemli katkılar sunan Lisinia Doğa’nın kurucusu veteriner hekim Öztürk Sarıca, Göller Yöresi’nde son yıllarda küresel ısınma, büyükbaş hayvancılık ve vahşi sulama nedeniyle 10 gölün kuruduğunu ifade ederek şunları söyledi: “20 yıl önce ormanları tahrip ettiği gerekçesiyle keçilere dağlar yasaklandı. Türkiye’nin çok ciddi et ve süt kaynağı potansiyeli olan keçilerin büyük bir kısmı kıyımdan geçti. Sonra canlı hayvan ithalatına başladık. Çok fazla suya ihtiyacı olan bitkileri tüketen Holstein cinsi ineklerin beslenmesi su kaynaklarımızın azalmasına neden oluyor. Keçi yetiştiriciliğine geri dönmek sulak alanlarımızı korumak için iyi bir yöntem.” 

‘Yazlıkçıların açtığı kuyular denetlenmeli’

Prof. Dr. Meriç Albay, Sapanca Gölü’ye ilgili şunları söyledi: “Sapanca Gölü 20 yıldır yazlık konutların etkisine girdi. Diğer önemli bir sorun da kontrolsüzce yapılan İçme suyu şişeleme fabrikaları.  Acilen yazlık konutların açtığı kuyular denetlenmeli, şişeleme fabrikalarının kullandığı debiler kontrol altına alınmalı, gölün güney kesimine yapılan konutlar sınırlandırılmalıdır. Ayrıca sanayi amaçlı su çekimine izin verilmemelidir. Aksi takdirde göl su kalitesini yönetmek daha da güçleşecektir.”

‘Kurak dönemde yarıya düştü’

Eymir Gölü’nde azot fosfor miktarının Mogan Gölü’ne göre çok daha yüksek olduğunu belirten Prof. Dr. Meryem Beklioğlu Yerli, “Bu göllerde su seviyesi düşünce azot fosfor artıyor. Eymir Gölü’nün hacmi, 2003 ile 2008 arasındaki kurak dönemde yarıya düştü. Fosfor iki kat arttı. Başka bir risk, kurak dönemlerde göle su gelmiyor, gölden su da çıkmıyor. Gölde hareketlilik yaşanmıyor, böyle olunca  su sadece buharlaşarak uzaklaşabiliyor,  tuz konsantrasyonu artıyor” dedi.

Beyşehir Gölü için alarm... 

Türkiye’nin Van ve Tuz göllerinden sonra üçüncü büyük gölü olan Beyşehir Gölü, 650 kilometrekarelik yüzölçümüne sahip. 23 adaya ev sahipliği yapan göl, başta sazan olmak üzere levrek, kadife, akbalık ve aynalı sazan balıklarının da yaşam alanı. ODTÜ biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Meryem Beklioğlu Yerli, küresel ısınmayla birlikte Akdeniz iklim kuşağının periyodunun bozulduğuna dikkat çekiyor. 

“Eskiden 10 yılda bir kurak ve ıslak periyotlar yaşanırken günümüzde bu değişti” diyen Prof. Dr. Beklioğlu anlattı: “Kurak dönemlerdeki yağışlarda çok ciddi azalmalar oluyor ve buharlaşma da çok artıyor. Bu dönemlerde göllerde su seviyesi oldukça düşüyor. Bu yüzyılın sonuna kadar olan beklentiler ise, kuraklığın ve buharlaşmanın daha da artması, yağışların azalması.” 

‘Daha az su alınmalı’

“Beyşehir Gölü’nü 2 yıl inceledik. Şimdiki gibi su kullanmaya devam edersek 2050 ve 2060’larda gölün kuruma ihtimali çok yüksek. Gölün kurumaması için su çekimini yüzde 10 ile 60 arasında azaltılması gerekiyor. Son çalışmalarımızı 2014 yılında yaptık. O dönem için su seviyesi de su kalitesi de iyiydi. Göldeki azot fosfor Türkiye’deki diğer göllere göre çok düşük. Bu konuda şanslıyız. Fakat bu kalitedeki su bile, eğer en kötü senaryo yaşanıp su seviyesi düşerse zehir üreten mavi yeşil alglerin üremesine neden olabileceği yönünde.”  

Manyas Gölü’nde büyük tehdit

Balıkesir’deki Manyas (Kuş Cenneti) Gölü 1938’de keşfedildi. 1959’da milli park ilan edildi. 1976’da AvrupaKonseyi tarafından iyi korunan sulak alanlara verilen ‘A Sınıfı Diploma’ ile ödüllendirildi. 1994’ten beri de ‘Ramsar alanı’ olarak tescil edilen gölün birçok kuş türüne ev sahipliği yaptığını belirten İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Meriç Albay anlattı: “Manyas Gölü çok önemli ekolojik ve su kalitesi sorunları ile karşı karşıya. Göle akan derelerden çoğu kirli, göle adeta zehir taşımaktalar. Gölün su kalitesi ‘kirli su’ kalitesine gerilemiştir. Zaten sığ olan gölden yazın fazla su çekilmesi balıkçılığı, su kalitesini ve kuş popülasyonunu tehdit etmektedir. Manyas Gölü iklimsel değişimin etkileri de düşünülürse, uzun vadede kurumaya aday göllerin başında gelmektedir. İnsan kaynaklı etkilerin minimize edilmesi için acil önlem alınması gerekmektedir.” 

‘Küresel ısınma bizi vuracak’

İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü İklim ve Deniz Bilimleri Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ömer Lütfi Şen anlattı: “Küresel  ısınma nedeniyle su kaynaklarının olumsuz etkileneceği bölgelerin başında Akdeniz Havzası geliyor. Küresel ısınma ile ülkemizin güneyinde var olan yarı kurak ve kurak iklim kuzeye doğru genişleyecek. Ülkemizin su kaynakları açısından küresel ısınma olumsuzluk anlamına gelmektedir. Akdeniz Havzası’nda ciddi ve kalıcı azalmanın 2030’lardan sonra başlayacağı öngörülmektedir.  Bu nedenle güney havzalarımızın su kaynaklarında önemli azalmalar olacak. Yüzyılın ortasına kadar azalmanın yüzde 15 civarında, yüzyılın sonuna kadar ise yüzde 25 civarında olacağı öngörülmektedir.”

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İlgili Haberler