Av. Hüsameddin Uysal

Av. Hüsameddin Uysal

Yazarın Tüm Yazıları >

EN İYİ AVUKAT

A+A-

Geç tanışıp çokça saygı duyduğum bir büyüğümle muhabbet ederken gelmişti konu buralara. En iyi avukat… Kimdir o? Bir saate yakın konuştuk iş telaşesi içinde. Verdiğimiz cevaplar benzerdi. Ama o büyüğüm avukat değildi. Benim çerçevemden verdiğim cevabın meslek hayatımda ispatı özveri gerektiriyordu. Çünkü cevaplar birer iddiadırlar aynı zamanda. Bu iddiayı ispatlamak; önüne gelen her yeni olayda tekrar tekrar bir imtihandan geçmek gibidir.

En iyi avukat kim sorusuna vereceğim cevabı düşünürken bir hukuk bilgini derecesinde bilmek midir diye geçirdim zihnimden. Düşünmeye devam ettim. Fakültedeyken saygı değer hocalarımın bilgi dereceleri beni çok etkilerdi. Hatta hiç unutamam bir ticaret hukuku hocamız vardı. Kendime onu örnek alırdım. Öyle sistematik bir anlatımı vardı ki. Konunun kavranmaması mümkün olmazdı. Çalışma disiplini ve heyecanı beni bir hukuk bilimi emektarı yapacaktı. Diğer yandan fakültedeki hocalarımın çoğu, bu deniz nispetince geniş bilgilerini satmıyorlardır. Haliyle… Ama ben satıyordum. Avukatlık biraz da bu değil midir? Biz bilgimizi birer emtia olarak müvekkilin parasıyla takas ederiz. Gerçi Eski Roma’da böyle değilmiş. Avukatlar, işlerini ücret karşılığında yapmazlarmış. Ama Roma mı kaldı ortada? Kısaca ben, bir hukukçu olarak hocalarımın girdiği mesleki imtihanlara girmiyordum. O yüzden iyi avukat olmak çok bilmek olamazdı.

Sorunun cevabı girdiği her davayı kazanan avukat mıydı? Haberlerde okumuştum. Amerika Birleşik Devletleri’nde bir avukat meslek hayatı boyunca bütün davalarını kazanmış. Bu, öyle muazzam bir şey ki! Ancak bir avukat bunun etkileyiciliği karşısında saygısından şapkasını çıkartır. Ben de şapkamı çıkarmıştım. Lakin bunun mümkün olabilmesi için hangi şartların sağlanması gerektiğini düşündüm. İki ihtimal vardı. Birincisi avukat olarak kazanılması garanti olan davaları seçecektim ve doğal olarak kazanacaktım. İkincisi yargılama sürecine fesat karıştıracaktım. Çünkü mevzuat belli, içtihat belli ve bildiğim kadarıyla dünyada bir sihirli değnek yok. Bu yüzden ikinci ihtimali zaten yapamazdım. Birinci ihtimalin peşinden gitmek için ise haklı bir sebep yoktu. Neden? Çünkü o sahte bir başarıydı. Kaybetme şansımın olmadığı bir oyunu oynamak ne kadar dürüstçe olabilir ki. Haa! Anladım! Dürüst olunmalıydı.

Dürüst olmak… Avukat, sırf bu yüzden birçok avukatlık işi alamayabilir. Mesela tapu davaları… Tapusuz taşınmazın tescili davaları… Potansiyel bir müvekkil sana gelir. Belki elli senedir o tapusuz taşınmazı kullanıyordur. Dedesinden babasından kalmıştır. Psikolojik olarak o yer onundur aslında. Kendisi buna o kadar inanmıştır ki. Ona göre avukatın yapacağı şey mahkemede bazı prosedürleri halletmektir. Peki ya orası orman dışına çıkarılmış bölge ise? Ama müvekkil bundan anlamaz. Orman morman! Yıllardır üzerine kurulmuş yaşıyor adam orada. Kim ne diyebilir? Az para da olmaz taşınmaz davalarında. Tatmin edici bir meblağı alırsın müvekkilden. Ama bazı insani şeyleri kaybetme pahasına… Diğer bir örnek ceza davaları mesela… Sanık müdafii olacaksın diyelim. Sanık tutuklu yargılanıyor. Aile perişan… Denize düşmüş ve önüne çıkan her yılana sarılmaya hazır. Avukattan bazı teminatlar isterler. Evladımızı ilk duruşmada çıkar içerden, tutuksuz yargılansın. Tabi beraat alırsa da güzel olur. Hatta beraat ettir avukat bey/hanım. Bu teminatların karşılığı güzel para eder bizim meslekte.

Hâsılı kelam, düşüncelerimin sonuna gelmiştim. Büyüğüm kendi fikrini açıklarken ben de kendi cevabımı bulmuştum. Söz sırası bana gelince; dürüst olmak dedim. Müvekkilin yüzüne açık açık söylemek her şeyi dedim. Sizce kimdir en iyi avukat? Bir de siz düşünün derim.  

Bu yazı toplam 5586 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.