1. HABERLER

  2. MEDYA

  3. Dünyanın gelmiş geçmiş en zengin insanı...
Dünyanın gelmiş geçmiş en zengin insanı...

Dünyanın gelmiş geçmiş en zengin insanı...

Dünyanın gelmiş geçmiş en zengin insanı...

A+A-

Yeni Akit Gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak bugünkü yazısında 'Dünyanın en zengin adamı kim?' başlığını yazdı. 

köşe yazısına 'Dünyanın gelmiş ve gelecek en zengin kişisi Hz. Süleyman’dır..' sözleri ile başlayan Dilipak'ın yazısı şu şekilde:

"Dünyanın gelmiş ve gelecek en zengin kişisi Hz. Süleyman’dır..

Tabii, zenginliğin ölçüsü ne, bir de o var. Para mı, altın mı, toprak mı, ne? Dostluk, cömertlik, ilim zenginlik sebebi sayılmaz mı? Gönül zenginliğinin bir değeri yok mu? Mesela Ebu Zer (RA)’in hiç serveti yoktu ama dostu çoktu, bilimi çoktu, cesareti çoktu. Gönlü gani idi yani.

Karun da çok zengindi. Belam da lanetlendi biliyorsunuz.

Mali İmparatoru Faga-Laye oğlu Mansa Musa da! Serveti hakkında bir tahminde bile bulunulamıyor..

Gelmiş geçmiş en zengin adam kim?.. Bill Gates? Hayır... Siz? Tabii ki değilsiniz. Bugüne kadar yaşamış en varlıklı adam Büyük Mali İmparatorluğu Kralı Mansa Musa! Musa’nın serveti hesaplanamıyor bile.

Mansa Kankan Musa 14’üncü yüzyılda 10. Mansa veya Mali İmparatorluğu’nun yükseliş dönemindeki imparatoruydu. Ülkeyi “Mansa” Kıralı olarak 1312 yılından 1337 yılına kadar yönetti.  İstanbul’un fethinden yaklaşık 100 yıl önce.

Herkes Endülüs’ü biliyor ama Mali’yi çoğu kimse pek fazla bilmiyor. Endülüs (al Andulus) 711-1492 yılları arasında İber Yarımadası›nda Müslümanların hâkimiyeti altında bulunan bölgelere verilen isimdir. 

Musa kıral olduğunda Avrupa henüz buralara gelmemişti. Ama gezginlerin, tüccarların hikaye ettiklerine göre karıncalar yuva yaparken, etrafa yığdıkları kum tanecikleri altından oluşuyordu. Brian Gardner’a göre Avrupa’da asırlarca bir masal ülkesi olarak anıldı. Birçok kişi  Timbuktu’nun tam olarak nerede olduğunu bilmese de, “evleri altından bir şehir olduğu” efsanesine  çok kişi inanıyordu.

Mesela bizim tarih kitaplarında Timbuktu’dan hiç söz edilmez. Oysa bu toprakların önemli bir kısmı Osmanlı’ya bağlıydı.

Bugün aramızda kim Tuarekleri, Hausaları, Fulanileri bilir.. Bu bölge Tuareklerin bölgesi idi. Tuarek, bugün VW’in bir jeep markası..

Bir Afrika atasözüne göre; “Tuz kuzeyden, altın güneyden, gümüş beyaz adamın ülkesinden gelir; Allah’ın kelâmı ve bilgeliğin hazineleri ise sadece Timbuktu’da bulunur”.

Encyclopedia Britannica’nın 1778 tarihli baskısında “Africa” maddesinde “Dünya’nın hiçbir bölgesinde altın ve gümüş bu kadar bol değildir” denir.

Ama bizimkiler Tibuktu’dan bahsederse neden bahseder: “Kadın etinin en lezzetli yeri; el ayası (palmae) ve meme kası (musculus mammalis)’dir.” Bu girişin devamında şunu göreceksiniz: Faslı ünlü coğrafyacı-gezgin İbn Battuta (1330), “Seyahatname” kitabında; tarihi kökleri 60 bin eskilere dayanan Sam Buşmanlar’ın soy ağacından gelen, lacivert derili Tuareklerin vatanı Mali’nin medeniyet şehri Timbuktu’nun varoşlarında yaşayan ve zenci kadın eti yiyen ilkel kabile kültüründen söz ediyor. “Timbuktu´da Müslüman olmayan zenciler insan eti yerler ama beyazların etini yemezler. Onlara göre beyaz insan eti gerektiği gibi gelişmemiştir, zenci eti tam kıvamındadır. Bir gün bunlardan bir grup Sultan Mensa´yı ziyaret etti. Sultan bunlara ikram olsun diye bir hizmetçi kadını verdi. Kadını boğazlayıp yedikten sonra, kanını ellerine ve yüzlerine sürdüler. Kadın etinin en lezzetli yeri, el ayasıyla meme kası’ymış.” Bize Afrika ve Mali diyince bunlar anlatılıyor. 

Önce belirtelim ki, “Sultan Mensa” diye biri yok. “Mensa” Tuarek dilinde “Kıral” demek. Yani Sultan demek. İslam öncesi, tarihin çok eski zamanlarına ait anlatılanları, sanki o günlere aitmiş gibi anlatarak aslında bir algı operasyonu yapılıyor.

Timbuki bir medeniyet şehridir aynı zamanda. Düşünsenize, Bağdat’taki Beytül Hikme kütüphanesindeki eserlerin sayısı dünyada bilinen kitapların toplamının üçte ikisiden fazla. Beytül Hikme Abbasiler tarafından, 800’lü yılların başında, Bağdat şehrinde kurulan kütüphane ve çeviri merkezinden oluşan bir bilim merkezidir. Yıkılışı 1258, Hulagu’nun Bağdat’ı kuşatması ile gerçekleşti. 458 yıl burası ilim ve hikmet merkezi idi. Endülüs (711-1492) yılları arasında varlığını sürdürdü. Timbuki aynı zamanda Bağdat’taki Beytül Hikme’nin istinsahının yapıldığı yerdi. Yani Bağdat’tan sonraki en büyük 2. İlim merkezi idi. Burada 700 yıl süren bir İslam Medeniyeti var. Endülüs’ü Doğuran Timbuktu’dur.. Batı Rönesans’ı Timbuki’ye borçludur.

Bizim gençler ne Timbuki bilir, ne bugünkü  Orta Afrika ve Çad bölgesinde hüküm süren  Kanum Kırallığını.. Şinkit(Moritanya/Hafızlat ülkesi) bilen var mı? Ya da kaç kişi bilir.. Bırakın onları, Hind uygarlığının bir parçası olan Babur Şahlığının eski bir Türk devleti olduğunu kaç kişi bilir..

Mansa Musa’nın net ölüm tarihi ve ölüm sebebi bilinmemektedir. Mali ve özellikle başkent Timbuktu, Mansa Musa zamanında çok önemli bir İlim ve Ticaret Merkezi haline gelmiştir. Kendisinden sonra Mali’nin zenginliği ve şöhreti 200 sene kadar devam etmiş ancak iç savaşlar, kıtlık ve Avrupalıların sömürülmesiyle ülke bugünkü konumuna gelmiştir.

Time Dergisi’ne göre servetini hesaplayabilmek mümkün değil. Musa 1312 yılında “Mansa” yani Büyük Mali İmparatorluğu’nun kralı oldu. Mansa Musa döneminde Mali dünyanın en zengin altın rezervlerine sahip ülkelerinden biri olarak biliniyordu ve  Avrupalı ülkelerin pek çoğu iç savaşlar ve kıtlıkla uğraşıyordu. Musa’nın krallığı bugünkü Mauritanya, Senegal, Gambia, Gine, Burkina Faso, Mali, Niger, Nijerya ve Çad topraklarını kapsıyordu. 

Efsane Kral’ın 1324’te çıktığı hac seyahatinde yaptığı altın bağışları sonucu altının fiyatları düşmüş.. Hac için Mekke’ye giden Musa  yol boyunca el yazması eserleri ve sanat eserleri cömertçe alıyordu. Tarihin en büyük uygarlık yolcularından birine dönmüştü bu yolculuğu. 60 bin kişi ve fakirlere dağıtılmak üzere 80 devenin taşıdığı 2 tondan fazla altını dağıtarak Mısır’a geldi.. 

Timbuktu el yazması kitapların, telif bedeli olarak altınla tartılarak alındığı bir dönemden söz ediyoruz. Batılı şairlerin  “hayal ülkesi”, “hiç kimsenin derinliğine ve gücüne erişemeyeceği” diye tanımladığı bu ülke 1893-1960 yılları arasında Fransız sömürgesi olarak kaldı ve bugün hâlâ işgal altında, yoksul bir ülke. Batılıların getirdiği uygarlık kölelik, acı ve gözyaşı oldu ve bugün o servetin yerinde yeller esse de, Timbuki kütüphanesi, son iç savaşta kısmen yakılsa da, bugün hâlâ büyük ölçüde ayakta. İşte olması gereken bu. Bunu arıyoruz, köklerimize geri dönerken, oradan alacağımız hızla geleceğe yürüyeceğiz. Kökü mazide olan ati bir nesil bekliyoruz, ayağımıza dolanan bu aç köpekler, FETÖ’sü, PKK’sı, rüşvetçiler, vurgunculardan Allah’ın yardımı ile inşallah bir kurtulabilirsek. Selâm ve dua ile.."

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.